BİR MÜSLÜMAN BATI MEDENİYETİNE NASIL BAKMALIDIR?

Bir Müslüman Batı Medeniyeti’ne (!) Nasıl Bakmalı? Sorusu, yıllar boyunca sorulmuş ve sürekli yeni cevaplar üretilen, entelektüel çevreleri ve Müslüman düşünürleri çokça meşgul eden bir sorudur. Bu sorunun cevabı şudur veyahut budur diyebilmenin imkânı yoktur. Fakat şu da var ki bir Müslüman İslam’ın tebliğinden itibaren belli başlı kaide ve ahlaki ilkelere sahip olarak gelişmiştir. Bu da Batı Medeniyetine bakışta bizlere yol göstermektedir. 

Rahatça denebilir ki Batı Medeniyetine körü körüne bağlanmak veyahut benimsemek bir Müslümana yakışacak bir davranış değildir. Ki bir Müslüman sadece batı için değil diğer batıl medeniyet veya geleneklere de körü körüne bağlanamaz, benimseyemez. Burada asıl etken başkasına tamamen benzeme, boyunduruğu altına girme durumudur. “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” Hadisi şerifi bu durum açısından bizim için yol gösterici mahiyettedir. Bu sebeple bir Müslüman faydalı bir ilmi, zararsız veyahut bidate girmeyen bazı konuları benimseme veya kendi yaşantısına entegre etme hususunda serbest davranabilir. 

Batı medeniyetine bakış açımızı şekillendirecek bir başka temel alınacak nokta ise Batı dünyasının gelişimini hangi yapı taşları üzerine bina ettiğine bakılması gerekmektedir. Öncelikle Batı, kendi sorunlarını, problemlerini tespit etmiş ve bunun üzerine çözümler üretmiştir. Ki burada Batı açısından temel sorun ‘’Kilise ve uygulamaları’’ olarak öne çıkmaktadır. Batı kiliseyi ve uygulamalarını geri kalmışlığın temel nedeni olarak tespit etmiş ve buna uygun çözüm yöntemleri bulmuşlardır. Burada aslında gerçekten de kilise, batı için ciddi bir sorun teşkil etmekteydi ve problem tespiti ile çözüm yerindeydi. Çözüm olarak batı; materyalistliği, maddeciliği ve pozitivizmi kendine din olarak seçmiş bu temelde bilime tapınma ritüelleri geliştirmiştir. 

Tüm bunlardan bahisle, özellikle Türk entelektüel çevreleri ile İslam dünyasında Batıcılığı körü körüne kabul edenlerin problem ve çözüm noktasında açıkça yanıldıkları ve tamamen taklitçi bir davranış sergiledikleri görülmüş ve görülmeye devam etmektedir. Şöyle ki; Batı, sorun olarak kiliseyi tespit etmişken, İslam dünyasında batı taklitçiliğini benimseyenler sorun tespiti yerine kilise yerine camiyi, ulemayı, tarikatları koymuş ve buna bağlı olarak da sorunu tamamen dinin üzerine yıkmaya çalışmıştır. Oysaki tarih okuması yapan bir bireyin İslam dünyasının en şaşalı dönemlerinde dini vecibelere ne kadar uyulduğunu, dine olan bağlılığın üst düzeyde olmasına rağmen bilim alanında ne kadar ilerlemelerin olduğunu açıkça görebilecek ve sorunun din olmadığını rahatça tespit edebilecektir. Burada tembellik, din düşmanlığı gibi sebepler temelinde hiç sorun tespiti yapmayanların taklitçiliğinin asıl sebebidir. Ve ne acıdır ki asıl entelektüel geçinenler, asıl bilim şakşakçılığı yapanlar da bu taklitçi güruhlardır. 

Bir diğer husus ise Batı’nın teknoloji geliştikçe, madde anlamında ilerleme sağlandıkça dünyanın, medeniyetin daha iyiye gittiği varsayımıdır. Ancak bir Müslüman için böyle bir varsayımın kabul edilemez. İbrahim Kalın’ın da belirttiği gibi İslam’ın en kusursuz dönem şüphesiz ki Asr-ı Saadet dönemidir. Bundan bahisle bir Müslüman maddeci, pozitivist yaklaşımla tarih sayfaları ilerledikçe daha iyi bir medeniyet oluşacağına inanma gafletine düşemez, düşmemelidir. 

Değinilmesi gereken bir başka husus ise inanç duygusunun gelişim üzerindeki etkisidir. Batı, utanma ve ilahi korkulardan kendini arındırdığı için madde dünyasında bu kadar rahat ilerleme sağlayabilmiştir. Kendisini frenleyen, insana değer vermesini gerektiren herhangi bir manevi fren mekanizması söz konusu değildir. Bir Müslüman hayatındaki her hareketinde ilahi korku ve emirleri aklında tutacak her adımını buna göre belirleme sorumluluğunu omuzlarında taşıyacaktır. Hal böyleyken -birbirine tamamen zıt yaklaşımlar söz konusuyken- bir Müslüman, Batı medeniyetine karşı yaklaşımında rahat davranamamalı ve her durumu sorgulamadır. 

Bir üst paragrafta bahsedilen hususa bağlı olarak tartışılan bir başka husus da batının tekniğinin alınıp ahlakının alınmaması görüşüdür. Bu görüş daha itidalli olması dolayısıyla daha uygulanabilir ve Müslüman ahlakına uygun düştüğü düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Ancak İsmet Özel’in belirttiği gibi bir milletin tekniğini aldığını takdirde ahlakını da bir nevi almış oluruz. Şöyle ki; geliştirilen teknik o toplumun ahlakının bir ürünüdür. Bahsedildiği gibi utanma duygusundan yoksunluk, ilahi korkulardan noksanlık bir ahlak belirtisidir ve geliştirilen teknik de işte bu ahlakın bir ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Evet her bir ürün tamamen ahlak yoksunluğunun bir çıktısı olmamaktadır ancak burada değerlendirme genel anlamdadır. Evet tek tek ürün ürün incelendiğinde ezici çoğunluğun faydalı olduğu görülebilir. Ancak batının yola çıkarken ki niyeti bir Müslümanın niyetinden tamamen farklıdır. Bu sebeple toptancı kabullenmeye dayalı bakış açısı bizi sadece teknik olarak değil ahlak olarak batının bir uzantısı haline getirecektir. 

Son olarak, bir yerde herhangi bir medeniyetten bahsedilmesi onun içerisinde insanlığa zarardan çok fayda getireceği düşüncesini insanın aklına getirmektedir. Ancak onca teknolojik ilerlemeye karşın bugün batı için bu hüküm net olarak verilememektedir. Sömürgecilik anlayışı ile bir medeniyetin dayatılması tarihte ender görülen bir durumdur. Nice savaşlar yaşamış insanlık bir yerden sonra ister istemez kazananın kültürünü, medeniyetini benimsemiştir. Ancak batı kendi medeniyetini karşı tarafa öncelikle dikte etme yöntemini tercih etmiş, diğer medeniyet ve kültürleri aşağı görme, aşağılamayı kendisine bir hedef olarak seçmiştir. Bu durum batıya karşı bir öfke oluşmasına yol açmış, bir nevi bir Müslümanın Batıya nasıl bakması gerektiğine dair bizlere yol göstermektedir. Şöyle Sezai Karakoç’un belirttiği gibi batı doğuya öylesine bir baskı ve aşağılama yolunu seçmiştir ki gün geldiğinde batı bir bardak suya ihtiyaç duyduğunda, bu aşağılamadan dolayı oluşan öfke sebebiyle doğu bu bir bardak suyu kendisine vermeyecektir. İşte batı bizim kendisine nasıl bakmamız gerektiğini aslında kendisi belirlemektedir. Müslümanlar daha önce ciddi anlamda gelişim gösterdikleri ve otorite oldukları bilim alanında tekrar aynı seviyeye rahatlıkla yükselebilirler ancak bunu kendi ahlakı temelinde yapmalı ve buna uygun bir teknik geliştirmelidir. 

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top